Ateizm Fikri

İslamın Köleliği Sonlandırma Hamlesi – 2

Müdebber Köle:
Efendi kölesine, “Vefatımdan sonra hürsün.” derse bu köle, “müdebber” kabul edilir ve artık onun hakkında satış, hibe, sadaka, rehin gibi muameleler caiz olmaz . Müdebber köle, efendinin vefatıyla birlikte hür olur. Köle azâd etmek “nezre” konu olabileceği gibi “yemin” keffâretinde de caizdir.

Ümm-ü Veled/Cariye:
İslam’dan önce kadın kaçırılır, savaş meydanlarında esir alınır, köleleştirilir sonra “cariye” kimliğiyle ahlaksız bir hayatı yaşamaya mahkûm edilirdi. Cariye, bütün uygarlıklar tarafından düşük ücretle kullanılan cinsel meta gibiydi. İslam, cariyenin haklarını erkek köleden daha geniş bir çerçevede mütalaa ederek, iffetini garanti altına aldı. Efendisinden başkasının onun yanına girmesini yasakladı.

Efendi, eğer başkası ile evlenmesine müsaade etmediyse onunla aile gibi olurdu. Başkası ile evlenmesi durumunda ise efendisi de bir daha ona yaklaşamazdı. İslam, cariyenin istemesi durumunda ona da “mükâtebe” usulüyle hür olma yolunu açtı. Cariye, efendisi ile olan birlikteliğinden çocuk dünyaya getirir ya da düşük yaparsa “ümm-ü veled” olur ve yeni statüsüyle “köle” kimliğinden kurtulur.

Nikâhlı eş gibi çocuğunun soyu ortaya çıkar. Bu statüdeki bir kadın hakkında satış, hibe, rehin ve benzeri işlemler yapılamaz. Efendisi vefat edince hem kendisi, hem de çocuğu hür olur. İslam tarihinde çok sayıda cariye bu yolla hürriyetine kavuşmuştur. Bugün, “İslam’da Cariye”yi tartışan Batı, kadını “cinsel bir meta haline dönüştüren bakışıyla” onu, “cariyeden” daha itibarsız hale getirdi.

Zira bir kadına, insan olduğundan dolayı değil de; şehvetini giderdiğinden dolayı alaka duyan Batılı adam, bu durumu “beşerî bir realite” olarak kabul etmekte ve kendisi gibi cinselliğini sömürdüğü kadına da “hürriyet” gibi tahrik edici bir kelimenin arkasına sığınarak istismarını “çağdaşlık” diye savundurtmaktadır. Şehvetperestler hayatın belli bir dönemine kadar “beşerî realite(!)” gereği birlikte oldukları kadını, şehvet gideremez hale gelince “sosyal bir vakıa” olarak sokağa bırakmaktadır.
   7 Cürcânî, Kitâbü’t-Ta’rîfât, Dâru’n-Nefâis, Beyrut, 2007, 76.
   8 Cisr, a.g.e, 426; Ulvân, a.g.e, 62.

Mevlâlık:
Hürriyetine kavuşan köle “mevlâlık sistemiyle” sanki efendisinin evladı gibi olur; “hataen” diyeti gerektiren bir cinayet işlemesi durumunda, sanki “âzâdlı köle”, efendinin oğlu ya da kardeşiymiş gibi diyet onunla “âkilesi” arasında paylaştırılır.

Modern zaman insanını “toplumsal kölelik” projesiyle zillete mahkûm eden Batı’nın, İslam coğrafyasında birkaç saldırgan adam köleye zulmetti diye, bütün Müslümanları mahkûm etme ısrarı, birkaç baba çocuğuna kahretti diye bütün babaları kahırdan mahkûm etmek gibidir. Birinci hüküm ne kadar yanlışsa, ikincisi de o kadar yanlıştır. Zira hükümler nadir durumlar değil; umumi fiiller üzerine bina edilir.
9 Cisr, a.g.e, 429.

Devlet Kefaletiyle Âzâd:
İslam Devlet geleneğine göre hazine, ödeme zorluğu çeken mükâteb( bedele bağlanan köle) kölelere yardım eder. “Rikâb” (Tevbe:9–60) kelimesinin zekât verilecek sınıflar arasında yer almasına dayanarak zekât parasıyla köle satın alınıp, âzâd edilirdi. İslam Devleti, hazine bakanlığına ait “fakir fonu” fazla verince, yetkililer köle tacirleri borsasından köle satın alıp hürriyetine kavuştururdu. Nitekim Ömer b. Abdülaziz’in Afrika’da zekât toplamakla görevlendirdiği Yahya b. Saîd, mevzu ile alakalı şunları söylemektedir:

“Sadakaları topladım, sonra ilgililerden dağıtmak için fakirler listesi istedim. Ömer b. Abdülaziz milletin refah düzeyini fevkalade yükselttiğinden yeteri kadar zekât kabul edecek fakir bulamadım. Bunun üzerine zekât parasıyla köle satın alıp azâd ettim.” İslam, insanların hürriyetlerine kavuşma mücadelesini o derece geniş bir alana taşıdı ki dünya tarihinde ilk defa devlet kurumu vasıtasıyla köleler hürriyetlerine kavuştu.
10 Ulvân, a.g.e, 59–60.