
Sorunun cevabına geçmeden önce iman esaslarını basamak basamak öğrenip sindirmek gereki. Aksi takdirde zincirleme şeklinde sorular aklımızda şüphe oluşmasına sebep olmakta. Allah Teâlâ’nın varlığını birliğine hem akli hem kalbi olarak iman etmeden Kuran-ı Kerim’e iman etmek temelsiz bir bina gibi altı boş kalır. Sorunun cevabını tam idrak edebilmek için gönderilrimizde bilimsel,feslsefik , mantiki olarak ispatlarını sunduğumuz Allah’ın varlığı ve birliği konularını okumanızı tavsiye ederiz . Soruyu kelime manalarını yazarak inceleyim.” Hiçbir şeye muhtaç olmayan sonsuz ilim, irade, kudret sahibi olan Allah ihtiyacaç duymuyorsa neden nihayetsiz ihtiyaç sahibi olan fakir ve ihtiyaçlarını karşılayaman aciz insanı yarattı ?” Sorudaki mantık hatasını açıkca görmekteyiz. Buradan anlamamız gereken soruların içinde boğulmak değil, soruda nasıl bir mantık olduğunu anlamak.
İhtiyaç eksiklikten kaynaklanmaktadır ve ihtiyaç sahibi olan insandır. Allah’ın hiçbir şeye muhtaç olmadığını, kâinata ve içindeki faaliyetlere aklını ve vicdanını mihenk alarak bakan bir insan görebilir. (bakınız 9. Gönderi ”Atomun İlahlılığı ”) Beraber bir düşünelim, dünyaya gelmeden önce kâinatın neyi eksikti de biz geldikten sonra tamamladık. Veya ibadetimizle ne yapıyoruz ki Allah’ın herhangi bir ihtiyacı görülüyor.
İnsan su, hava, yemek gibi bedensel ihtiyaçları bulunmakta. Örneğin insanın hava ihtiyacını karşılayabilmesi için atmosferdeki %78’i azot, %21′ i oksijen %1 de diğer gazlardan oluşan gaz dengesini sağlamalıyız, havanın nasıl akciğerimize gittiğini ve nasıl işlem göreceğini bilmeliyiz, hücrelere nasıl taşındığını ve enerji üretiminin nasıl yapılacağını bilmeliyiz ve daha birçok bilgi bilmeliyiz ki sadece bir kere nefes alalım. İkinici nefesimiz için tekrar tüm şartları sağlamalıyız ki tekrar nefes alabilelim. Şimdi kendimize soralım yaşantımız boyunca nefes alırken bu aşamaları biliyor muyuz ve kontrol edebiliyor muyuz? Ne nefes alırken nede diğer vücut fonksiyonlarımızdan hem de evrendeki kanunlardan bilgimiz var. O zaman nasıl oluyor ki insan bu vücut benim diyebiliyor. Bir nefes alabilmemiz için bile mutlak bilgisi olan sınırısız irade sahibi ve sonsuz kudret sahibi olan bir zata muhtacız.
Allah herşeyi kemaliyle bilendir ama bu bilmesi bizi yönlendirmesi anlamına gelmemektedir. Çünkü O’nun ilmi ezelidir. Yani geçmiş, gelecek ve şimdiki zamanı aynı anda müşahede eder. Ve herkes aklen ve vicdanen bilir ki, istediğim şeyi yaparım konuşurum istediğim şeyi yapmam. Bu kaideye göre Allah bizim ne yaptığımızı bilir. Ama biz de yaptığımız şeyin irademizle olduğunu vicdanen ve aklen biliriz .(bakınız. 46 – ” İnsan Kaderini Kendisi mi Çizer? ” )
Kâinatın yaratılması insan için, insanın yaratılması ise ubudiyet içinidir. Allah’ın insanı yaratmasının birçok hikmeti bulunmaktadır. Kendisine verilen ” kalp,sır,ruh,akıl hatta hayal ve diğer duygularını sonsuz hayatına yüzlerini çevirmek.” Böylece bunların her birini kendine mahsus ibadetiyle meşgul etmek. Duygularının her biriyle Allah’ın rahmet hazinelerinden birini açmak, ondan güzelce faydalanmak ve külli şükretmek. Aczini ölçü olarak Allah’ın kudretini, fakrına bakarak Onun rahmetini, noksanlıklarını düşünerek Onun kemalini tefekkür etmek. Rabbini sonsuz kemal, rahmet ve kudret sahibi, kendi nefsini ise yine sonsuz aciz, fakir ve noksan bilmek. Ruhunu günahlardan, bedenini de her türlü kirlerden, pisliklerden uzak tutarak İlahi huzura çıkmak. Kendini Allah’ın en mükemmel eseri olma cihetiyle meleklerin, ruhanilerin seyrine, temaşasına güzelce sunmak.
İşte insan bu gibi ulvî gayeler için yaratılmıştır. Ama ne yazık ki, birçok insan, kendini unutmuş ve bu gayelerden gafil olarak sadece dünya hayatını rahat bir şekilde geçirmek için çabalar. Bütün kâinatın ibadetlerin temsil etme kabiliyetine sahip olduğu halde, sadece çevresindeki bir grup insanın teveccühlerini kazanmayı ve kendisini onlara beğendirmeyi hayatına gaye edinir. Bir süre sonra kendisi de, o insanlar da dünyadan göçüp gitmekte ve bütün bu gayeler de onun bedeniyle birlikte adeta toprağa gömülüp kaybolmaktadır.