Ateizm Fikri

Kâinatın Sırlı Kapısını Açacak Bir Soru

Canlılığın “Tabiat”1 tarafından oluşturulabilmesi için gerekli özellikleri bir adım daha ileri taşıyoruz. “Tabiat Ananın Kocası Kim?” ve “Hayrete Düşüren Gerçekler!” başlıklı gönderilerde canlı vücutların tabiat tarafından icad ve inşa edilebilmesi için, çok gelişmiş makinelere ve yüksek bir ilme sahip bir tabiatın varlığının kabul edilmesi gerektiği izah edilmişti.
Bu gerekliliğe ilaveten, sadece bitkileri ele alırsak, birbirinden çok farklı şekil ve sistemlerle üretilen her bir bitki çeşidinin, hatta her bir ferdinin ayrı bir makine ve kalıpla yapılması da gerekecektir.

Birbirinden çok farklı olan 65 cm. boyundaki sert ve kalın yapılı bambu çiçeği ile zarif, dekoratif nilüfer çiçeğinin aynı tezgâhta, aynı makineyle yapılması mümkün müdür? Çiçek kısımları birbirinin aynı gibi görünen iki farklı bitkiden biri olan nilüfer çiçeği en fazla 20 cm olabilirken, lotus bitkisi ise 3 metreye kadar çıkabilmektedir.

Yapı olarak birbirlerine çok benzeseler de, fabrikalarının farklı olması gerekecektir. Hâlbuki bir parça toprağa hangi çiçeğin tohumu atılsa, o toprakta yetişme imkânı vardır. Her bir parça toprakta, şekil, renk, koku ve sistemleri birbirinden farklı olan tüm çiçeklerin yetişebilmesi potansiyel olarak
mümkündür. Her bir parça toprak, bu geniş kabiliyete sahip olduğunu, her vakit gözümüz önünde uygulamalı olarak göstermeye hazırdır. Böyle harika bir faaliyetin toprağın içinde gerçekleşmesi nasıl mümkün olabilir? Hiç düşündünüz mü?

Yoksa şöyle diyenleri mi dinlediniz hep: “Geldik dünyaya gidiyoruz işte! Düşünmeye gerek yok. Nasıl olsa oluyor bitiyor bu işler. Zaten ince işler bu işler. Ne gerek var!” Böyle diyen kişiye cevabımız: Acaba hiç aklınıza gelmedi mi ki, belki de siz bunları görüp, bunlardan bir mana çıkartabilmeniz için bu
dünyaya gönderildiniz! Bunları hiç düşünmediğiniz zaman hâliniz ne olacak? Bunu düşünün bari!

Evet, ”Böyle harika bir faaliyetin toprağın içinde gerçekleşmesi nasıl mümkün olabilir?” sorusunun cevabının ne olduğu, en büyük uluslararası meselesinden daha önemli bir meseledir. Çünkü kâinatın sırlı kapısını açacak bir soru bu. Bunu çözsek, yani şu dünyaya “gönderildiğimizi”, tesadüfen gelmediğimizi anlayabilirsek, bu bütün dünyamızın değişmesi anlamına gelecektir.
Nasıl ki siz bir salonda bulunuyorken, ışıklar kapalıysa, sizin ve odadaki eşyaların varlığı ve yokluğu sanki bir gibidir. Çünkü varlığınız bilinmiyor, görünmüyor ve karanlıkta kalıyor. Ama ışıkları açtığımızda bütün eşya ve siz nasıl görünür hâle geliyorsanız ve varlığınızın bilinebilmesi ve bir anlam kazanması ancak bu şekilde mümkün oluyor ise; iman ışığıyla da bütün kâinatın gerçek hakikati görünüyor ve ne anlam ifade ettiği ortaya çıkıyor.

Bu yüzden önemli bu meseleler işte. Bu meselelere ciddî alâka göstermek, size ebedî bir ömrün mutluluğunu, refahını, saadetini vaad ediyor, o saadetin kapısı oluyor, anahtarı oluyor. Böyle bir şey önemli olmaz mı hiç? Üç kuruş maaş için bu kadar çalışıyoruz da, dünyanın her bir tarafını gezmek istiyoruz da, ebedî âlemleri gezmek mi istemiyoruz acaba?

1Risale-i Nur Külliyatı, Yirmi Üçüncü Lem’a
Alıntı: Olağanüstü Bir Hazinenin Keşif Yolculuğu