
Kaderin esas anlamı Allah’ın, olmuş olacak her şeyi bilmesi demektir. Dikkat edersek insan iradesini yok saymıyor. Bilmek ayrı yapmak ayrıdır. Bilen Allah’tır, yapan kuldur. Buradaki ince nokta, Allah öyle yazdığı için yapmıyoruz; biz yapacağımız için Allah biliyor. Zaten Allah’ın geleceği bilmemesi düşünülemez. Bilmese veya bilemese yaratıcı olamaz.
“Kader ilim nevindendir. İlim maluma tabidir.” İlim, “bilmek” ya da “bilgi” manasına geliyor. Malûm, ”bilinen”, âlim ise ”bilen” yahut “bilgin “demektir. Bu kaideyi bir örnek ile açıklamaya çalışalım. Meselâ, ben bir gencin fen fakültesinde okuduğunu bilmiş olayım. Bu bilgim ilimdir. Malûm ise, o gencin o fakültede öğrenci olduğu. İşte, benim ilmim bu malûma tâbidir. Yani o genç fen fakültesinde okuduğu için, ben de onu öylece bilirim. Bir örnek daha, yarın güneşin ne zaman doğup batacağını bilmemiz onun doğması ve batmasına bir etkisi yoktur. Bizler o şekilde bildiğimiz için güneş doğup batmamakta, aksine güneş o dakikada doğup batacağı için bizler bilmekteyiz.
”Madem Allah, ezelî ilmiyle benim ne yapacağımı biliyor, öyleyse benim kabahatim ne?” Bu cümlede iki tane fiil geçiyor: biri, “yapmak”, diğeri ”bilmek”. Yapmak fiilinin öznesi: ben. Bilmek fiilinin öznesi: Allah. Yâni soru sahibi, ‘Ben yapıyorum, Allah da biliyor,” diyor. Ve sonra bize soruyor: Benim kabahatim ne? Ona nazikâne şu cevabı veriyoruz: ”Senin kabahatin o işi yapmak.”
Kader ikiye ayrılmaktadır; insan iradesiyle ilgili olmayanlar ve insan iradesiyle ilgisi olanlar. Mesela, insanın göz rengi, erkek mi dişi mi olacağı vs. birinci kısma girer ve hiç bir kimse bunlardan sorumlu değildir. Diğeri ise bu dünyada imtihan için gönderildiğimizden dolayı bizler ne istiyorsak Cenab-ı Hak ona göre bazı şeyleri halk ediyor, yaratıyor. Mesela, depresyona girence nefsini söz geçiren birisi Rabbine yönelir. Diğeri, nefsinin peşinden giden ise meyhaneye(haramlara) doğru gitmektedir. İşte bunu isteyen insandır, yaratan ise Allah Teâlâ’dır.
Bir apartmanın üst katının nimetlerle, bodrum katının ise işkence aletleriyle dolu olduğunu ve bir kişinin bu apartmanın asansörü içerisinde bulunduğunu farz edelim. Kendisine, apartmanın bu durumu daha önce anlatılmış bulunan bu kişi, üst katın düğmesine bastığında nimetlere kavuşacak, alt katın düğmesine bastığında ise azaba uğrayacaktır. Burada iradenin yaptığı tek şey, sadece hangi düğmeye basılacağına karar vermesi ve teşebbüse geçmesidir. Asansör ise, o kişinin gücü ve iradesiyle değil, belirli fizik ve mekanik kanunlarla hareket etmektedir.
Yani, insan üst kata kendi gücüyle çıkmadığı gibi, alt kata da kendi gücüyle inmemektedir. Bununla beraber asansörün nereye gideceğinin belirlenmesi, içindeki kişinin iradesine bırakılmıştır. Ayrıca Allah’ın her şeyi ezeli ilmiyle bilmesi, onu yapan kimseyi sorumluluktan kurtarmaz. Çünkü bilmek ile yapmak farklı şeylerdir. Bir suçluyu bilen ve gören değil, o suçu işleyenin kendisi sorumludur.