Ateizm Fikri

Sonradan Varoluş “Hudus Delili”

Bir fabrikadan bir motor, kanat, gövde vs. bir uçağı oluşturmak için lazım olan tüm parçaları koysak ve bin yıl baş başa hatta 13,8 milyar baş başa bıraksak acaba tek bir uçağın oluşması yani tüm parçaların birleşerek sistemli, mükemmel faal bir uçağın oluşması mümkün müdür? Bir tek parçanın kendi kendine oluşarak daha sistemli, faydalı, gelişmiş bir yapıya dönüşmesine sizi inandırabilirler mi? Yani deseler k: Bu uçağın tüm parçaları kendi kendine tesadüfen hareket etmesiyle oluştu demek hangi aklın ve mantığın eseridir?

Çünkü sanatla yapılmış bir eser, kendisini sanatla yapan ve varlığını yokluğuna tercih eden bir sanatkârı gerektirir. Sanatkâr olmaksızın bir eserin meydana çıkması mümkün değildir. Evet, bir harf kâtipsiz, bir resim ressamsız ve bir robot ise mühendissiz olamaz. İşte bu hakikate ”Hudus Delili” denilir. Hudus: sonradan yaratılma, demektir. Bu delili şu misalle daha iyi kavrayabiliriz: Elimize kalem alıp bir kağıda ‘A’ harfi yazdığımızı farz edelim. Kâtip olmaksızın ‘A’ harfinin vücut bulması mümkün değildir. Çünkü kaidemiz şuydu: ”Sonradan yaratılan her sanatlı eser, kendisini yapan ve varlığını yokluğuna tercih eden bir sanatkârın varlığını ispat eder.”

İçinde bulunduğumuz uçsuz bucaksız evrenin nasıl var olduğu, nereye doğru gittiği, içindeki düzen ve dengeyi sağlayan kanunların nasıl işledikleri her devirde insanların merak konusu olmuştur. 20. yüzyılın başlarına dek hâkim olan görüş, evrenin sonsuz boyutlara sahip olduğu, sonsuzdan beri var olduğu ve sonsuza kadar da var olacağı şeklindeydi. Materyalist felsefenin de temelini oluşturan bu görüş, evreni sabit, durağan ve değişmez bir maddeler bütünü olarak kabul ederken, bir Yaratıcı’ının varlığını da reddediyordu.

1929 yılında California Mount Wilson gözlem evinde, Amerikalı astronom Edwin Hubble kullandığı dev teleskopla gökyüzünü incelerken yıldızlar ve galaksiler sadece bizden değil, birbirlerinden de uzaklaşıyorlardı. Herşeyin birbirinden uzaklaştığı bir evren karşısında varılabilecek tek sonuç, evrenin her an ”genişlemekte” olduğuydu.

Evren genişlediğine göre, zaman içinde geriye doğru gidildiğinde evrenin tek bir noktadan başladığı ortaya çıkıyordu. Yapılan hesaplamalar, evrenin tüm maddesini içinde barındıran bu ”tek noktanın, ”sıfır hacme” ve ”sonsuz yoğunluğa” sahip olması gerektiğini gösterdi. Evren, sıfır hacme sahip bu noktanın patlamasıyla ortaya çıkmıştı. Modern fiziğin ancak bu yüzyılın sonlarına doğru ulaştığı bu büyük gerçek, Kur’an’da bize on dört yüzyıl önceden şöyle haber verilmekteydi:
”O Allah gökleri ve yeri yoktan var edendir.” (Enam, 6/101)
Açıkça görüldüğü gibi, Büyük Patlama teorisi evrenin ”yoktan var edildiğinin, yani Allah tarafından yaratıldığının ispatıydı. Kendisini ateist olmak için körü körüne şartlandırmayan pek çok bilim adamı ise, evrenin yaratılışında sonsuz güç sahihi bir Yaratıcı’nınn varlığını kabul etmiş durumundadır. Bu Yaratıcı, hem maddeyi hem de zamanı yatratmış olan, yani her ikisinden de bağımsız bir varlık olmalıdır. Ünlü Amerikalı astrofizikçi Hugh Ross bu gerçeği şöyle açıklar: ”Eğer zaman ve madde, patlamayla birlikte ortaya çıkmışsa, o zaman evreni meydana getiren nedenin, evremdeki zaman ve mmekândan tamamen bağımsız olması gerekir. Bu bize Yaratıcı’nın evrendeki tüm boyutların üzeerinde olduğunu gösterir. Aynı zamanda Yaratıcı’nın bazılarının savunduğu gibi evrenin kendisi olmadığını ve evreni kapladığını, sadece evrenin içindeki bir güç olmadığını kanıtlar.”
Astrofizikçinin söylediği gibi, madde ve zaman, tüm bu kavramlardan bağımsız olan sonsuz güç sahibi bir Yaratıcı tarafından var edilmiştir. O Yrataıcı, göklerin ve yerin Rabbi olan Allah’tır. Zira misalimizdeki uçağın oluşumu gibi ve atomdan galaksilere kadar kâinatta bir zamanlar yoktu ve sonradan yaratıldı. Madem sonradan yaratılan herşey, bir yaratıcıya muhtaçtır. O hâlde şu kâinatın da bir yaratıcısı olmalıdır. O yaratıcıdır ki, kâinatın varlığını yokluğuna tercih etmiş ve bu âlemi yokluk karanlıklarından varlık âlemine çıkarmıştır.