
Dinimizin ıslah edip düzelttiği müesseselerden birisi de “miras “hukukudur. Başta cahiliyedönemindeki Araplarda olmak üzere Çin, Roma, Japon hukukunda kadın mirastan tamamen mahrum bırakılmıştı. Kızın, babasının malında hiçbir hakkı yoktu. Miras doğrudan doğruya erkek evlada geçer, kız çocuklarına hiçbir şey verilmezdi.
İşin acı tarafı şu ki, bu batıl adet hâlâ ülkemizin bazı bölgelerinde yaşamaktadır. Erkek çocuklar mirasla servet ve varlık içinde yüzerken, aynı babanın çocuğu olan kızlar yoksulluk ve çaresizlik içinde çırpınmaktadır. Birçok hayati meselelerde olduğu gibi, bunda da köklü değişiklikler yapan ve yenilikler getiren İslamiyet asırlar boyu devam eden bu zulme son verdi.
Mirası hakça taksim etti. Nisa Suresinin 11. ayeti tamamen miras taksimini anlatır. Baş kısmında ise, “Allah çocuklarınız hakkında erkeğe iki kadının hissesi kadar tavsiye eder.“ buyurulur. Böylece açık bir şekilde bu yanlış düzeltildi. Ancak bu meseledeki İslam’ın inkılâbını tam anlayamayan bazı kişiler, kadına erkeğin yarısı kadar pay verilmesini dillerine dolayıp bununla İslam’ın kadının hakkını korumadığı yorumuna saplanırlar. Hâlbuki mesele hiç de öyle değildir.
Mevzuya erkeğin ve kadının sosyal yapısı, ailedeki mesuliyeti, mükellefiyeti ve psikolojik faktörleri açısından bakılsa Kur’an’ın bu hükmünün tam bir adalet ve hakkaniyet üzere olduğu görülecektir. İslam’da erkeğin çalışma zorunluğu varken kadının çalışıp kazanma mecburiyeti yoktur. Kadın, baba evinde bulunduğu müddetçe, ihtiyaçları babası ve onun yerindeki yakın erkek akrabaları tarafından karşılanır, gözetilir, himaye edilir.
Evlendikten sonra da geçimi, nafakası ve ihtiyaçları kocasının üzerine geçer. Kadın, kendi malını, evin ihtiyaçları için harcamaya zorlanamaz. Çünkü bir erkeğin özel mülkü olacağı gibi, kadının da pekâlâ özel mülk edinme hakkı vardır. Ancak kadın gönül rızası ile bir zorlama olmadan, isterse, ortaklaşa harcamada bulunabilir. Buna göre, kadının hiçbir şeyi yokmuş gibi bakılır; yeme, içme, giyim kuşam ve benzeri bütün ihtiyaçlarını görmek kocasının sorumluluğu altındadır.
Hatta erkek evine bakmaktan vazgeçer yahut cimri davranarak servetine göre bir harcamada bulunmazsa, kadının kocasını şikâyet etme hakkı vardır. Diğer taraftan kadın evlenirken erkekten mehir alır, bölgenin âdetine göre maddi varlığa sahip olur. Erkek devamlı surette harcarken, kadının malı artarak devam eder, çoğalır…
Erkek evlendikten sonra üzerine aile yükü binecek, kendisinin, çoluk çocuğunun, hatta anne-babası ve muhtaç oldukları takdirde dinen bakmakla mükellef olduğu akrabalarının nafakalarını karşılamak durumunda kalacaktır. İslam hukukunda erkek, eşinin geçimini temin etmekle, ona mehir vermekle yükümlüdür.
Şimdi farz edelim ki, ölen babanın 1500 lira terekesi kalmıştır. Erkek aldığı 1000 liradan 500’nü hanımına verecek, kendisine 500 lira kalır. Bunu da hem kendisi için, hem de eşi ve çocukları için harcamak zorundadır. Kız ise, 500 lirasını alıp cüzdanına koyar, kocasından da 500 lira alır. Ve aile bütçesine katkı sağlamakla asla yükümlü değildir. İster çalışsın ister çalışmasın, kadının böyle bir sorumluluğu yoktur. Bu tabloya bakan her vicdan sahibi Kur’an’ın kadın-erkek paylarının ne kadar hikmetli olduğunda zerre kadar şüphe etmez.